Başkanlığını Ali Y. Koç’un yaptığı URAK (Ulusal Rekabet
Araştırmaları Kurumu), KOSGEB ile birlikte
gerçekleştirdiği dev bir proje ile Türkiye genelindeki
yerel potansiyeli harekete geçirmeyi hedefliyor. Yapılan
çalışmaları URAK Genel Koordinatörü Dr. Melih Bulu ile
konuştuk.
URAK, Koç
Bilgi Grubu Başkanı Ali Y. Koç tarafından 2003 yılı sonunda kurulan
endüstriyel bir sivil toplum örgütü. 1999 yılında Competitive Advantages
of Turkey (CAT) olarak isimlendirilen kuruluşun adı, Uluslararası
Rekabet Araştırmaları Kurumu (URAK) olarak değiştirildi. Türkiye'nin
ulusal rekabet gücünü yükseltmek, insanlarının mutlu ve refah içinde
yaşamalarını sağlamaya yönelik stratejileri belirlemek ve uygulamak
amacıyla kurulan URAK’ta projeler, imece modeliyle hayata geçiriliyor,
tüm tarafların (devlet, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve halk) bir
araya gelmesiyle çalışmalar başlatılıyor. URAK Genel Koordinatörü Dr.
Melih Bulu, URAK ve projelerle ilgili sorularımızı yanıtladı.
URAK’ın
oluşumunu ve faaliyet alanlarını anlatır mısınız?
Türkiye’nin
küresel arenada rekabet gücünü artırmak için, bir metodoloji dahilinde
bir sivil toplum kuruluşu olarak gerekli girişimleri yapmak amacıyla
böyle bir oluşuma gidildi. Bu konuda bizim kullandığımız metodoloji çok
yeni; Harvard Üniversitesi bazlı olarak geliştirilmiş bir yöntem.
Harvard Üniversitesi İşletme Fakültesi profesörlerinden Michael Porter
liderliğinde popüler hale geldi. 1998’de fiili olarak geliştirilen bir
yöntem. Biz de 1999 yılında bunun ilk uygulamasını Türkiye’de başlattık.
Bu açıdan dünyanın pek çok ülkesinin önündeyiz. Aslında bu metodolojinin
Türkiye’ye gelmesi biraz da tesadüf. Ali Y. Koç Harvard’da MBA yaparken,
Michael Porter’dan “rekabet avantajı” konulu dersi aldığında bu kuramla
tanışıyor. Daha sonra bu yöntemin Türkiye’de de uygulanabileceğini
düşünen Ali Y. Koç, Michael Porter’ı Türkiye’ye davet ediyor. Çalışmalar
böylece başlıyor. İlk başta üzerinde çalışılmaya değer bulunan altı
sektör; turizm, tekstil, inşaat, gıda, finans ve bilişim belirleniyor.
Bu sektörlerin seçimi sayısal analizlerle ortaya konan bir metodoloji
ile belirleniyor. Bunun üzerine çalışmalar başlıyor. Her sektöre bir
lider atanıyor. Harvard’dan bir ekip geliyor ve Türkiye’den bir ekibi
eğitiyor. Bu ekiplere “Competitive Advantages of Turkey”nin baş harfleri
olan CAT adı veriliyor. Burada kullanılan metodolojiye “kümelenme”
deniyor.
Ben turizm
lideri olarak çalıştım ve Sultanahmet’te bir proje gerçekleştirdik.
Belli bir ürün ya da hizmetin üretilmesiyle ilgili oyuncular coğrafi
olarak dar bir alanda toplanmışlarsa biz buna “kümelenme” diyoruz.
Örneğin Sultanahmet’te bir turizm kümelenmesi var. Bu kümelenmenin bir
gereği olarak bu alandaki her şey orada var. Ancak kümelenmede bunların
orada olması yeterli değil. Onlar arasında bir işbirliğinin, iletişimin
olması gerekiyor. Biz ilk analizin ardından o oyuncuları gördük; ancak
onlar arasında bir iletişimsizlik olduğunu, bir güven problemi olduğunu
tespit ettik. Oradaki çalışmamızı, oradaki oyuncuların iletişiminin
artırılması üzerinde odaklandırdık. Oradaki insanların bir araya
gelmesini, iletişime girmesini, ortak projeler hayata geçirmesini
hedefledik ve başarılı olduk. Somut pek çok adım atıldı.
URAK’ın bir
sivil toplum kuruluşuna dönüşmesi nasıl gerçekleşti?
Bizim
çalışmalarımız, önce araya krizin girmesi daha sonra da depremin
olmasıyla birlikte biraz durgunlaştı. 2000-2001 döneminin ardından
çalışmalar yeniden hız kazandı. Gerçekten Türkiye’nin bu tip çalışmalara
ihtiyacı olduğunu gördük. Özellikle özel sektörden ve kamu sektöründen
bizim çalışmalarımıza büyük destek geldi. Bunun sonunda ekibimizi
genişleterek çalışmalarımıza devam etmeye karar verdik. Bu kapsamda
Türkiye’de bir kurumsallaşmaya gitme ihtiyacı doğdu. Bunun üzerine bir
dernek kurulmasına karar verildi. Dernek 2003 yılının son aylarında
kuruldu. URAK kurulduktan sonra bizim yaptığımız çalışmaların hem sayısı
hem de hacmi büyüdü.
Örneğin
Bartın’da bir bölgesel kalkınma projesine başladık. Bartın, Türkiye’nin
kişi başına milli gelirin oldukça düşük olduğu illerinden birisi. Ama
bulundurduğu potansiyel itibariyle gerçekten çok güzel şeyler
yapılabilecek bir ilimiz. Burada KOSGEB, Hazine Müsteşarlığı, Devlet
Planlama Teşkilatı ve Sanayi Bakanlığı ile ortak bir protokol imzalandı.
Bu protokolün sonucunda biz Bartın’ın ekonomik gelişmesine yönelik bir
proje başlattık. Orada yaptığımız analizler sonucunda dört tane sektörel
kümelenmenin oranın ekonomisi için avantaj sağlayacağını gördük ve bu
kümelenmeler üzerine çalışmaya başladık. Bunlar mobilya, turizm,
yatçılık ve tarım. Bunun yanında GAP İdaresi ile birlikte Şanlıurfa ve
Adıyaman’da yürüttüğümüz iki çalışma var. Şanlıurfa’da organik tarım,
Adıyaman’da da tekstil ve konfeksiyonla ilgili bir çalışma başlattık.
Bunlar daha çok analiz ve haritalama çalışmaları. Aynı şekilde
Adıyaman’da da tekstil ve konfeksiyon sektörünün gelişme potansiyelini
görmek ve gerekli adımların neler olduğuna karar vermek için bir çalışma
yapıyoruz.
URAK’ın
özellikle ülke çapında yaptığı bir araştırma da var. Bu araştırmadan
bahseder misiniz?
Bu çalışma
KOSGEB ile ortak yapılıyor. Bu çalışmada Türkiye’nin sanayi envanterini
çıkarıyoruz. Türkiye’de her yerde pek çok çalışma var. Ancak bunlara
tepeden bakan, hangi sanayinin nerede öbeklendiğini, kümelendiğini
ortaya koyan, bu sektörlerin dünya çapındaki rekabet gücünü ortaya koyan
bir haritalama henüz yapılmamış. Özellikle Türkiye’de öne çıkmış
kümelenmeleri saptamak ve daha sonra da onların daha iyi rekabet
edebilmeleri için bu kümelenmeler üzerine stratejiler belirlemek
istiyoruz. Bu yıl içinde önde gelen 40 bin firmanın analiz edilmesi
bekleniyor. Gerekli ihaleler KOSGEB tarafından yapıldı. Zorlu ve
meşakkatli bir çalışma olacak, ancak çalışma tamamlandığında karar
vericilerin daha doğru karar verebilmesi için oldukça sağlam bilgiler
oluşacak.
URAK’ın
yurtdışı bağlantılı, özellikle de Avrupa Birliği ile ilgili çalışmaları
var mı?
Elbette.
Avrupa Birliği’nin bölgesel kalkınmada kümelenme yaklaşımının
kullanılması ile ilgili direkt destekleri var. Bu açıdan onlarla da kimi
ortak projelerimiz oluyor. Bizim uğraştığımız açıkçası son derece yeni
ve karmaşık bir konu. Bu nedenle de bizim ülke olarak bu alanda
çalışacak kalifiye eleman açığımız var. Biz URAK olarak bu konudaki
açığımızı gidermek üzere özellikle üniversitelerle işbirliğine
gidiyoruz. Örneğin Koç Üniversitesi ile geçtiğimiz ay bir işbirliği
protokolü imzaladık. Bu protokol kapsamında mühendislik binasında bir
ofis verildi. Biz oradaki akademisyenlerle birlikte kimi ortak projelere
girmeye başlayacağız. Aynı zamanda yüksek lisans ve doktora
öğrencilerine kümelenme konusunda çalışmalar yapmaları açısından kimi
desteklerimiz olacak. Bu gibi çalışmalarımız Boğaziçi, Sabancı ve Orta
Doğu Teknik üniversitelerinde de sürüyor.