Ünlü guru Michael Porter, özellikle rekabet stratejileri konusunda adını
duyurdu. Dünyanın önde gelen şirketlerine danışmanlık yaptı, kitapları
en çok satanlar arasına girdi. Capital okurları onu geçmiş
sayılarımızdaki söyleşilerinden de tanıyacaklardır. Bu dev yönetim
uzmanı, şimdi son gelişmelerin ışığında rekabet stratejilerini ve
internetin etkilerini analiz ediyor. Ayrıca, Türk işadamlarına yeni
dönem için çok özel önerilerde bulunuyor.
Michael Porter, rekabet stratejileri alanında dünyanın önde gelen
uzmanlarından. Aynı zamanda Harvard Business School'da profesör ve
dünyanın önde gelen şirketlerine strateji danışmanlığı yapıyor.
Porter'ın uluslararası rekabet üstünlüklerini inceleyen "The Competitive
Advantage of Nations" adlı kitabı, iş dünyasının klasikleri arasında
yerini almış durumda.
25
yılı aşkın bir süredir strateji üzerine çalışmalar yapan Michael Porter
ile daha önce de Capital için söyleşi yapmıştık. Bu söyleşimizde değişen
koşullar karşısında rekabet stratejileri ve özellikle internetin
etkileri üzerine yoğunlaştık.
Porter'a göre, aslında rekabetin kuralları değişmiyor, değişen
şirketlerin kullandığı teknolojiler. Bu teknolojilerdeki değişim o kadar
hızlı gerçekleştiriyor ki, en çabuk adapte olan rekabette de öne
geçiyor.
Dünyanın en ünlü yönetim gurularından Michael Porter ile yaptığımız,
Türkiye'yi ve Türk şirketlerini de içine alan söyleşimizin ilginizi
çekeceğini umuyoruz:
S:
Yeniden yapılanma ve outsourcing gibi popüler kavramların yerini hangi
konseptler alacak?
C:
Bence bu konseptler son on yıldaki hareketlilik trendi olarak
tanımlanabilir. Bana göre, kurumları daha verimli hale getirme ve
verimli olmayan aktiviteleri diğer firmalara aktarma konularında önemli
ilerlemeler kaydedildi. Bu, özellikle Amerika'da hızla ve sağlıklı
olarak gelişen bir ilerleme halini aldı. Ayrıca dünyanın geri kalan
bölümlerinde de benzer türde işler yapılmakta. Bence Avrupa'da hala "outsourcing"e
ve yeniden yapılanmaya gerek var.
Bu
nedenle ilk olarak daha yapılabilecek çok şey olduğunu, yeniden
yapılanma ve outsourcing'in bitmeyen bir süreç olduğunu belirtmem
gerekiyor. Bence özellikle Avrupa ve Japonya'da bu trend en azından 10
ya da 15 yıl daha şirketlerde uygulanmaya devam edecek.
Bunu söyledikten sonra, eğer rekabete sadece çalışmaları geliştirmek
olarak bakarsanız, o zaman bunun herkesi son derece zarar verici bir
rekabete götürmesi kaçınılmazdır. Şirketler gerçek bir rekabet avantajı
yakalayamazlar ve bu durumda fiyatlar kaçınılmaz olarak geriler. Çünkü,
eğer firmalar sadece yeni ilerlemeleri kopyalayarak rekabet etmeyi
düşünüyorlarsa, o zaman hepsi birbirinin aynısı olacaktır ve
birbirlerinden farklı hiçbir koşul sunamayacaklardır. Ben inanıyorum ki,
farklı ve ayrıştırılmış bir pozisyonu tanımlayan bir stratejiye önem
verilen yeni bir rönesans ile karşı karşıya kalacağız.
Son 10 yılda operasyonları geliştirme üzerine yoğunlaşmış görünüyoruz.
Bana göre şirketler benzersiz bir konumlandırma yapabilme yeteneğini
yitirmiş durumdalar. Bence artık şirket stratejileri önümüzdeki 10 yıl
içinde bu konu üzerine yoğunlaşacaklar. Şirketler önemli ilerlemeler
gerçekleştirememe durumundan bir süre sonra sıkılacaklar. Bunun
sonucunda da rekabet ile ilgili fikirlerini genişletmeleri gerektiğini
anlayacaklar.
S: Peki bu söylediklerinizin ışığında şirketler rakiplerinin önüne
geçmek için ne gibi düzenlemeler yapmalılar?
C:
Öncelikle şirketler içinde bulundukları endüstrilerde kendilerine farklı
bir yer edinmek durumundalar. Üzerinde yoğunlaşacakları bir müşteri
grubu belirlemeliler ya da bir ürün grubu üzerinde odaklanmalılar.
Böylelikle pazarın, kendileri için seçtikleri bölümüne farklı bir değer
katabilirler, pazarın tümü ile ilgilenmek durumunda kalmazlar.
Stratejinin temel gerekliliği seçim yapmaktır. Şirketler yeni dönemde
nerede uzmanlaşacaklarını seçmek zorundalar.
Benim inandığım bir teoriye göre bir şirket her alanda özel olamaz. Eğer
herkes için her şeyi yapmaya çalışırsa, asla farklı olamaz. Farklı
olmanızın tek yolu, kime hizmet vereceğinizi belirlemek ve bunu
sınırlamaktır. Bana göre yakın gelecekte stratejik seçimlerin nasıl
yapılacağı, rakiplerin yeni teknolojilerini ya da ürünlerini kopyalamak
dışında ne gibi yeni rekabet biçimlerinin yaratılabileceği son derece
benimsenen görüşler olacaktır.
S: Peki sabırlı olmak ve vizyon sahibi olmak, yeni yüzyılda da şirketler
için var olan önemini koruyacak mı?
C:
Bence sabır ve vizyon artık çok çok daha önemli bir hal aldı. Bugünün en
büyük sorunlarından biri, şirketlerin vizyon sahibi olmamaları. Sadece o
gün içinde gelişen olaylara tepki veriyor ve o yönde hareket ediyorlar.
Baştan beri bahsetmekte olduğum konuların hiçbiri üzerine düşünmüyorlar.
Bir şirketin özel bir ürün ya da teknoloji sunması gerekliliği üzerinde
durmuyorlar.
Sabırlı olmanın ve uzun dönemli stratejik bir vizyon sahibi olmanın
değeri gittikçe daha önemli bir hal alacak. Çünkü, bugün çok az şirkette
bunları görebiliyoruz.
10
ya da 15 yıl önce bu çok daha yaygındı ama bugün özellikle zaman son
derece kısaldı ve şirketler kendilerini farklılaştırmaya değil, her şeyi
kopyalamaya eğilimliler.
S: Türkiye hakkında oldukça bilgi sahibisiniz. Türk şirketlerini nasıl
değerlendiriyorsunuz?
C:
Öncelikle Türkiye'nin son derece güç bir rekabet ortamında
olduğunu söylemeliyim. Bugün Türkiye bana göre eski dünya ve yeni dünya
arasında sıkışmış durumda. Türk endüstrisinin kapasitesi konusunda ve
Türk hükümetinin ülkeyi bu yeni döneme nasıl taşıyacağı konusunda bazı
endişelere sahibim.
Şu
anda Türk şirketlerinin çoğu ucuz markaya ve düşük maliyetli hammaddeye
dayalı bir rekabet içindeler. Türk şirketlerinin ürünleri farklılaşmış
değil, daha çok emtia olarak niteleyebilirim. Özel bir kalite ve hizmet
sunmuyorlar.
S: Türkiye'nin AB'ye adaylık sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun
Türkiye'de ne gibi değişimlere yol açması beklenebilir?
C:
Türkiye bana göre AB'ye üyelik sürecinde iki dünya arasında
sıkışmış durumda bulunuyor. Türkiye farklı ve ayrışmış ürünlere sahip.
Çok daha üstün rakiplerle eşit koşullarda rekabet etme durumunda
kalacak.
Diğer yandan Çin ve diğerleri gibi farklı uluslarla da süregelen bir
rekabet içinde olacak. Bu nedenle Türk şirketlerinin bu zorluklarla
başedebilmeleri için, Türkiye'deki rekabet ve düşünce biçiminin tamamen
yeniden yapılanması gerekiyor.
Eğer şirketler açısından bakarsak, şirketler emek maliyeti ile değil
hizmet, kalite, özellikler ve markalar yönünden rekabet içinde
olmalılar. Müşterileri ile doğrudan ilişkiler geliştirmeler zorundalar.
Şu anda Türk firmalarının çoğu bir nevi tedarikçi gibi çalışıyorlar. Bu
uzun dönemde başarı getirmeyecektir. Çünkü, diğer şirketler, Türk
şirketlerinden vazgeçip, daha ucuz işgücünün bulunduğu bölgelere
kayabilirler.
Türk şirketleri kendi dağıtım kanallarını oluşturmalı, kendilerini
tanıtmak için daha çok çalışmalı ve ürün uzmanlığına gitmeliler. Artık
yabancı ortaklarına güvenmekten vazgeçmeliler.
Ben Türkiye'nin şu anda bir kavşakta bulunduğuna inanıyorum. Büyük bir
ülke, yüzyıllardır yaşıyor ve önemli değişimler geçiriyor ama AB'ye
giriş ile birlikte ülkede ciddi bir değişimin yaşanması gerektiğinin
farkına varılacak.
S:
Yeni ekonomi konsepti ile birlikte şirketlerdeki rekabet stratejileri ve
rekabet avantajları nasıl değişecek?
C:
Doğruyu söylemek gerekirse, ben yeni ekonomi kavramına
inanmıyorum. Bence pek çok insan yeni teknoloji kavramı ile yeni ekonomi
kavramını birbirine karıştırıyor. Karlı şirketler maliyetlerinden daha
yüksek fiyatta ürünlere sahip olmalılar. Bu hala değişmedi. Karlı olan
şirketler müşterilerin ve tedarikçilerin çok güçlü olmadığı bir
endüstriyel yapı içinde yer almalılar.
Yeni bir ekonomi yok. Bunun yerine, bazı yeni teknolojiler tarafından
yönlendirilen bir ekonomiden söz edebiliriz. Buradan da yeni
teknolojileri mutlaka uygulamamız gerektiğini anlıyoruz. Sonuç olarak,
herkes gibi Türk şirketleri de tıpkı otomobili ya da telefonu
benimsedikleri gibi, bu yeni teknolojileri de benimsemek durumundalar.
Karlı ve başarılı olabilmek için şirketler rekabetin baskın kurallarını
uygulamak durumundalar, rekabet avantajına nasıl ulaşabileceklerini
bilmeliler, çekici bir endüstri yapısını yaratmalılar.
S: Böyle bir durumda sizce internet rekabet avantajı yaratıyor mu?
C:
Ben inanıyorum ki, internet rekabet avantajı yaratacak bir ortam değil.
İnternet açık bir alan ve her şirket interneti kullanabilir. Dolayısıyla
interneti koruyamaz ya da kontrol edemezsiniz. İnternet kendi başına bir
rekabet avantajı yaratmayacak, herkesin içinde yer alması gereken bir
ortama dönüşecek zaten.
Bence asıl rekabet avantajları daha geleneksel olacak. Örneğin farklı
ürünler, farklı bilgi ya da içerik, güçlü markalar,iyi müşteri
ilişkileri gibi unsurlar rekabette avantajı yaratacak. Şu anda
internetin rekabet avantajı açısından önemli olduğu kanısında olduğumuz
bir geçiş dönemi içindeyiz. Ama bunun değişeceğinden emin olabilirsiniz.
Bir de yöneticiler arasında ciddi bir karışıklığın yaşandığını belirtmem
gerekiyor. Nedense bugün kar etmek zorunda olmadıklarını düşünüyorlar.
Dünyadaki her müşteriye ulaşmaya çalışmanın, kazanmak için yeterli
olduğu fikrine sahipler. Önümüzdeki 2 ya da 3 yıl içinde bu internet
devrinin tamamen yeniden yapılandığını göreceğimizi düşünüyorum. Kazanan
şirketler kendilerine farklı bir alan yaratmış, müşterilerini ve
ürünlerini segmentlere ayırmış, interneti rakiplerinden farklı olarak
kullanmış olanlar olacak.
Sanıyorum rekabet kuralları ile günümüz teknolojilerinin birbirinin
aynısı olmadığını anlamamızın zamanı geldi.
S: İnternetin rekabet avantajı yaratmadığını söylüyorsunuz. O zaman iş
dünyasında ne gibi bir öneme sahip?
C:
İnternetin önemi, şirketlerin daha verimli çalışmalarını
sağlamasında yatıyor. Örneğin müşterilerinizle iletişim kurarken mektup
yazmak yerine interneti kullanmak çok daha uygun.
Bana göre internet operasyonel iyileşme için son derece önemli bir
unsur. Ama her şirketin interneti aynı şekilde kullanabileceğini
unutmamak gerekiyor. Eğer bir şirket müşterilerine ulaşmak için
interneti kullanıyorsa, bunu dünya üzerindeki tüm diğer şirketler de
yapabilir. Çünkü, interneti kontrol edemez, kendinize saklayamazsınız.
İnternet bence yansızlaşacak, etkisiz hale gelecek. Belki bir şirket
internet uygulamalarında kısa bir süre için öne geçecek ama hemen
ardından diğerleri de gelecekler. Bu nedenle de internet nötr hale
gelecek, verimlilikte yararı olacak ama avantaj sağlamayacak.
S: Teknoloji, bilgi ve internet kümelerinin verimli işleyişini etkiledi
mi ve eğer etkilediyse ne şekilde oldu?
C:
İnternet ve globalizasyon ile birlikte, bir şirketin uzak bir bölgeden
yapabilecekleri artık bir rekabet avantajı getirmiyor. Eğer Almanya'dan
bir makine alabiliyorsanız, zaten diğer rakipleriniz de alabiliyor
demektir. Eğer internetten bilgi toplayabiliyorsanız, zaten bunu herkes
yapabiliyor. Bu nedenle şöyle bir durumun varlığından söz etmek
gerekiyor; rekabet avantajının kalan kaynakları artık internet üzerinden
ya da küresel kaynaklar aracılığıyla gerçekleştiremiyor olduğunuz
unsurlar. Tüm bu unsurlar da yerel öğelerle bağlantı içinde. Yerel
öğelerin içine ilişkileri, tedarikçiler ile müşterilerin yakınlığı gibi
noktalar giriyor.
Tüm bu söylediklerimden yola çıkarak diyebilirim ki, bugün kümeler, 10
ya da 20 yıl önce olduklarından çok daha önemli bir konumdalar. Çünkü,
daha önceleri ticarette sınırlar vardı. Bugün için konuşursak, eğer bir
kümeye üye değilseniz, rekabetçi olmak da o oranda zorlaşıyor.
Makinelerinizi bir yerden temin edebilirsiniz. Ancak, Silikon Vadisi,
Londra ya da aynı işi yaptığınız diğer şirketlerin bulunduğu bir bölgede
olmazsanız hem bilgi akışını sağlayamazsınız hem de rakiplerinizle aynı
ortamda bulunmanın avantajlarına sahip olamazsınız. Bu nedenle bence
teknoloji, internet ve bilgi kümeleri daha az değil daha çok önemli
kılıyor.
"REKABETİN
KURALLARI DEĞİL, TEKNOLOJİ DEĞİŞİYOR"
S: Sizce
rekabet kuralları değişiyor mu? Yoksa bu sadece bir izlenim mi?
C:
Aslında rekabet kurallarının çok fazla değiştiğini ya da değişeceğini
düşünmüyorum. Rekabet kuralları yüzlerce yıldır aynı. Temel olarak
rekabet, rekabet avantajı kazanmak, maliyetleri düşürmek, rakiplerinize
oranla fiyatınızı artırmak ve karınızı koruyabildiğiniz çekici bir
endüstri içinde yer almak gibi konular ile yakından ilgilidir.
Dediğim gibi, rekabetin kuralları aynı. Değişen ise teknoloji. Bunun
yanında şirketler farklı şekillerde rekabet edebiliyorlar. Örneğin,
bugün internette bir devrime şahit oluyoruz. İnternet, şirketlerin
ürünlerini satış şekillerine, hizmetlerine ve üretim biçimlerine bağlı
olarak farklılaşıyor. Rekabetin kuralları aynı ama şirketlerin
kullandığı teknolojiler sürekli olarak değişiyor. Bence kurallar
değişmeyecek. Şirketler rekabetin stratejik yönünü tam olarak
anlayamıyorlar. Bu nedenle de sadece rekabetin operasyonel yönü ile
ilgileniyorlar.
"TAKLİTÇİLİK REKABET AVANTAJI GETİRMEZ"
S: Sabit bir rekabet avantajı yakalamak için gereken en önemli unsur
nedir?
C:
Bence sabit bir rekabet avantajını yakalamak için yapılması gereken
şeylerin başında, yine strateji sahibi olmak geliyor. Tekrar tekrar
belirtiyorum, eğer sadece rakiplerinizin yaptığını taklit ediyorsanız,
rekabet avantajı elde edemezsiniz. Eğer rekabet içinde olan her şirket
birbirini taklit ederse, o zaman zaten bir rekabet avantajından söz
edemeyiz.
Rekabette elde ettiğiniz avantajı daha da kalıcı kılmak ve bir şeyi en
iyi şekilde yapmak için, diğerinden vazgeçebilmeniz gerekiyor. Eğer bu
şekilde davranmazsanız, rekabet avantajını korumanız son derece zordur.
Çünkü, rakipleriniz sadece taklit edeceklerdir.
Örneğin bir şirket, ürününü tasarladığında, bu ürünün hangi özellikleri
taşıyacağına çok dikkatli karar vermelidir. Çünkü, şirketlere rekabet
avantajını, alınan bu kararlar getirmektedir. Eğer şirketler rakiplerini
taklit etmeye devam ederlerse, rekabet avantajına hiçbir zaman uzun
süreli olarak sahip olamazlar.
"İNTERNET GLOBALİZASYONU NE YÖNDE ETKİLEYECEK?"
S: İnternetin ve globalizasyonun etkisi ile üretim birimleri küçülüyor
ve dünyanın farklı alanlarına dağıtılıyor. Bu birimler sizce nasıl
yönetilmeli ve bunlar için ne gibi yönetim stratejileri geliştirilmeli?
C:
Aslında üretim birimlerinin küçüldüğü fikrine çok da fazla
katılmıyorum. Bence pek çok iş kolunda ölçeğe göre küçülme yaşandığı
doğru. Yeni teknolojiler ile, eski birimlerden daha küçük birimler
oluşturmanız mümkün ama bence internet ve globalizasyon şirketlerin tüm
dünyaya tek bir üretim biriminden hizmet etmelerine izin veriyor.
Böylelikle de her ülkede küçük küçük üretim birimleri bulundurmaları
gerekmiyor.
Ben bu birimlerin yönetimleri konusunda uzman değilim ama günümüz iş
dünyasında gerçekten de bir global stratejiye sahip olmak
durumundasınız. Her ülkede bağımsız hareket eden bayileriniz olması çok
da mantıklı değil. Çünkü hem bunlar arasındaki iletişimi sağlayamazsınız
hem de her ülkede aynı fiyatı tutturamazsınız. Bu nedenle daha global
bir organizasyon modeline gereksinim duymanız kaçınılmazdır.
"YARININ STRATEJİSİ ÜZERİNE KİTAP YAZIYOR"
S: Son olarak üzerinde çalışmakta olduğunuz kitabınız hakkında bilgi
verebilir misiniz? Konusu nedir ve ne zaman piyasada olacak?
C:
Aslında Japonya üzerine yazdığım bir kitap vardı ve onu henüz
bitirdim. Adı "Can Japan Compete?" (Japonya Rekabet Edebilir mi?). Bu
kitap nisan ayında Japonca, eylül ayında da İngilizce olarak yayınlanmış
olacağını umuyorum.
Bu
kitabımda Japon mucizesini incelemeye ve Japonya'yı neyin bu kadar
başarılı kıldığını, son olarak da bugün yaşanan sorunların nedenini
anlatmaya çalıştım.
Bir de halen üzerinde çalışmakta olduğum, strateji konulu bir kitabım
var. Bu kitap, strateji teorileri üzerine yazdığım üçüncü kitabım
olacak. Henüz bir isim koymadım ama temel olarak kitap şirketlerin
kendilerine nasıl bir yer edinebilecekleri, nasıl farklı bir rekabet
şekli yaratabilecekleri üzerine kurulu.
Bunun yanında şirketlerin belirledikleri stratejilerini desteklemek
üzere nasıl bir organizasyona gitmeleri gerektiğinden de bahsediyorum.
Çünkü bana göre pek çok şirketin organizasyon biçimi stratejilerinin
aleyhine işliyor. Umuyorum ki bu kitabımı yıl sonuna doğru
tamamlayacağım ve önümüzdeki yıl da piyasada olacak.
CAPITAL,
Nisan 2000