BUGÜNLERDE HANGİ TEKSTİLCİYLE KONUŞSAK, HEDEFİNİN
MARKALAŞMAK OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. BU HEDEF BAZILARINA GÖRE
PEK GERÇEKÇİ DEĞİL. ULUSAL REKABET ARAŞTIRMALARI KURUMU
(URAK), TÜRK ŞİRKETLERİNİN ÖNCE MARKALARA HIZLI TESLİMAT
YAPMAYA, DAHA SONRA DA KOLEKSİYON HAZIRLAMAYA
ODAKLANMASI GEREKTİĞİ GÖRÜŞÜNDE.

Tekstil ve konfeksiyon alanında bu yıl sonunda global anlamda kotaların
kalkacak olması nedeniyle, yerli üreticileri zorlu günler bekliyor.
Uzmanlar, genel olarak şirketlere bir an önce marka olmalarını tavsiye
ediyorlar. Bu yönde birçok şirket yoğun şekilde çalışıyor.
Bu ortamda izlenmesi gereken strateji konusunda farklı sesler de
çıkıyor. Bunların başında Ulusal Rekabet Araştırmaları Kurumu (URAK)
geliyor. Kurum, yaklaşık dört yıldır kotaların kalkmasıyla birlikte
sektörde oluşacak yeni ortam konusunda çalışıyor. Konuyla ilgili en
önemli kuruluşlardan birisi olarak gösterilen URAK’ın genel koordinatörü
Melih Bulu, yoğun rekabet ortamında yerli şirketlerin ayakta kalabilmesi
için, “Türk şirketleri markalaşmak yerine, ilk etapta hızlı teslimata
odaklanmalı” diyor. Bulu, bu savını şöyle açıklıyor: “Markalaşma en tepe
nokta. Ara noktaları atlayarak hemen tepeye çıkmaya çalışıyoruz. Bu
mümkün değil.” Bulu, markalaşmanın şu an neden gerçekçi olmadığını şöyle
özetliyor: “Biz markalaşmayı üretimle ilişkili bir kavram olarak
algılıyoruz. Kaliteli üretim, reklam ve kendi logomuzu basmakla marka
olabileceğimizi sanıyoruz. Ancak markalaşma bilmediğimiz, çok ayrı bir
iş.”
MAL DEPODA
HAZIR OLMALI... Bulu, şirketlerin sırayla fasoncu, kaliteli fasoncu,
hızlı teslimatçı, koleksiyoncu ve marka aşamalarından geçtiğini
belirtiyor ve şu bilgileri aktarıyor: “Fason üretim, şirketlerin
markalara üretim yapmasıdır. Kaliteli fasoncu şirketler, üretimi
kaliteli şekilde yapar. Hızlı teslimat yapan fasoncular üretimi hem
kaliteli hem de en hızlı şekilde gerçekleştirir. Koleksiyoncular ise
kendi koleksiyonlarını hazırlayarak markalara farklı alternatifler
sunarlar. En son aşamada ise marka olunur. Bu aşamaları atlayarak marka
olmak mümkün değil.” Bulu, iddia edilenin aksine Türkiye’nin Batı Avrupa
ve Amerika pazarında tekstil sektöründe gerçek bir markasının olmadığını
belirtiyor. Bulu, şirketlerimizin şu aşamada ancak Doğu Avrupa ve Rusya
gibi bölgelerde marka olma şansı bulduğunu kaydediyor. Melih Bulu Little
Big, Vigos ve Collin’s gibi kot ve benzer ürünler üreten markaların bu
pazarlardaki başarısını örnek olarak gösteriyor.
KALİTELİ FASONCUYUZ... URAK’ın yaptığı değerlendirmelere göre, Türk
şirketleri şu anda genel olarak ‘kaliteli fason üretim’ aşamasındalar ve
bir an önce ‘hızlı teslimat’ aşamasına geçmeliler. Ancak, hızlı teslimat
çok basit bir olgu değil. Hızlı teslimat, fason üretim yapan şirketlerin
ürünlerini en kısa zamanda satıcının raflarına koymasını gerektiriyor.
Şirketlerin her anlamda sağlam bir altyapıya sahip olması şart. Bulu,
konuyu şu şekilde açıklıyor: “Hızlı teslimat yapmak isteyen şirketler,
daha talep gelmeden bu talebi tahmin ederek ona göre stok üretmeliler.”
URAK’a göre fason üretim yapan şirketlerin ‘değişim mühendisliği’
uygulamasına gitmesi gerekiyor.

“ALTI AYDA HIZLI TESLİMATA GEÇİN” Melih Bulu, somut olarak şirketlere
şunları tavsiye ediyor: “Şirketler, tedarik zinciri yönetimine çok hakim
olmalı. Müşterisi olan şirketlerin işleyişini, ürünün rafa ulaşıncaya
kadar geçtiği aşamaları görmeliler. Bunun için üretim yaptıkları
markaların genel merkezinde bir eleman çalıştırmalılar.” Buna göre,
şirketler kendi içlerinde lojistik yönetimi için endüstri mühendisi
çalıştırmalı ve tedarik zinciri aşamalarını sanal ortamdan takip
edebilmeliler. Bulu, şirketlerin kendilerine somut kriterler belirlemesi
gerektiğini söylüyor. Örneğin, örme dış giyimde fason üreticiler,
siparişten itibaren yaklaşık altı- yedi hafta içinde ürünü teslim
ediyorlar. Bulu’ya göre, yeni dönemde şirketler bu süreyi iki haftaya
kadar indirmeliler. Şirketlerin, ideal bir sistemle bu süreyi bir
haftaya indirmeleri dahi mümkün. Bulu, şirketlerin bu hızlı teslimat
modeline altı ay içinde geçebileceğini kaydediyor ve fason gömlek
üretimi yapan Koç Tekstil’i bu yönde önemli ilerleme sağlayan örnek bir
şirket olarak gösteriyor. Şirket, daha sipariş almadan olası talebi
dikkate alarak stok üretim yapıyor ve sipariş geldiğinde de istenen ürün
zaten depoda oluyor. Peki beklenen talebin gelmemesi halinde ne olacak?
Bulu, “Bu tabii bir risk ama şirketler bu riski göze almalı. Doğru
yapılanmayla bu riski en aza indirebilirler” diyor.
STRATEJİK ORTAKLIK ŞART... URAK’a göre, Türk şirketleri bu modeli
uygularken Türkiye’nin sahip olduğu avantajları dikkate alarak bazı
alanlara odaklanmalılar. Bulu, “Türkiye’nin Çin, Hindistan ve Endonezya
gibi ülkelere karşı standart ürünlerde şansı yok. Fantezi,
farklılaştırılmış ürünlere odaklanılmalı. Koleksiyonların çok hızlı
değiştiği moda ürünler üretilmeli. Küçük ölçekte düzenli siparişlerin
verildiği ürünler hazırlanmalı” diyor. Bu çerçevede, Türk
tekstilcilerinin Zara, Mango ve GAP gibi hızlı koleksiyon değiştiren
markalarla stratejik ortaklığa odaklanması gerekiyor. Bulu şunları
anlatıyor: “Türkiye, basit t-shirt ve pantolon gibi standart ürünlerin
rekabetinde zorlanacak. Bunun dışında, Çin firmaları için de düşük
hacimli siparişler cazip olmuyor.” URAK’a göre hızlı teslimat modeli de
Türk firmalarını ancak beş yıl gibi bir dönem için ayakta tutmaya
yetecek. Çünkü, özellikle Çinli şirketler hava kargoculuğundan
faydalanmayı planlıyorlar. Bazı kaynaklar, Çinlilerin önümüzdeki yıllar
için şimdiden hava taşıma şirketleriyle anlaşma yaptıklarını kaydediyor.
Bulu, özellikle Rus havayolu şirketlerinin çok uygun fiyatlar sunduğunu
kaydediyor. Bunun dışında Çinliler, ABD ve bazı Avrupa şehirlerinde stok
merkezleri kurmuş durumdalar. Daha sipariş almadan ürünleri buralarda
depoluyorlar. Bulu, Çin gibi rakiplerin hızlı teslimatta uzmanlaşmadan,
Türk şirketlerinin koleksiyon üretir hale gelmesi gerektiğini ifade
ediyor. Bulu, “Bir süre sonra, Türk şirketlerinin rekabet gücü açısından
hızlı teslimat da yetersiz kalacak” diyor. Türk şirketlerinin bu süre
içerisinde koleksiyon üretiminde iyi bir noktaya gelmeleri, üretim
yaptıkları markalar adına alternatif koleksiyonlar hazırlamaları
gerekiyor. •
> YENİDEN YARATMAYIN, SATIN ALIN
TİM Genel Sekreteri Prof. Dr. Emre Alkin, ülkemizde markalaşmanın yanlış
anlaşıldığını söylüyor: "Türkiye’de herkes mutlaka marka olmak zorunda
değil. Şartları değerlendirip gerçekten marka olmaktan kâr
edebileceklerse bu yönde çalışmalılar. Ayrıca, uluslararası büyük
markalara mal veren şirket de bir anlamda markadır. Türkiye’nin genel
stratejisi kaliteli ürünleri, makul fiyata ve zamanında teslim etmek
olmalı. Çin’in fiyat rekabetiyle çok avantajlı olduğu söyleniyor. Ancak,
biz kaliteli üreticiysek, müşteri biraz daha uygun fiyata gidip Çin’den
almaz. Alanlar da gerçekten kaliteli mal isteyen müşteriler değildir.
Eğer şirketler mutlaka markalaşmak istiyorlarsa, bunun için sıfırdan
başlamak yerine İtalya gibi ülkelerdeki makul markaları almaya
çalışmalılar. Çünkü, sıfırdan marka yaratmak çok zahmetli ve masraflı
bir iş. Şirketlerimiz yurtdışında birçok markayı satın alabilecek
ekonomik güce sahip."
> EL SALVADOR ÇİN’İ HIZLI TESLİMATLA MAT ETTİ
Dr. Melih Bulu, hızlı teslimat konusunda yaklaşık 15 yıl önce yaşanmış
şu çarpıcı vakayı anlatıyor: “El Salvador geçmişten beri Amerika’ya en
fazla t-shirt ihraç eden ülkelerden birisiydi. Ancak Çin’in özellikle
90’lı yıllardan itibaren yoğunlaşan rekabeti, El Salvador’un ihracatının
her geçen gün düşmesine yol açtı. Ülke yetkilileri çözüm üretmesi
amacıyla Prof. Micheal Porter’ın başında olduğu danışmanlık ekibine
başvurdu. Birkaç ay sonra danışmanlar ülkedeki t-shirt şirketlerinin çok
daha hızlı şekilde ürün teslimatı yapabileceklerini belirlediler. Buna
göre, Çin’den t-shirt talebinde bulunulduğunda, ABD’deki müşteriye mal
yaklaşık altı ay sonra ulaşıyordu. El Salvador, Çin’e göre ABD’ye çok
daha yakın olmasına rağmen yine aynı sürede teslimat yapıyordu.
Uzmanlar, El Salvador şirketlerinin değişim mühendisliğiyle hızlı
teslimata geçebileceğini belirlediler. Uygulama sonucunda El
Salvador’dan mal teslimat süresi altı aydan sadece üç güne indi. Böylece
El Salvadorlu şirketler Amerika pazarındaki eski konumlarını yeniden
kazandılar.”