Böyle bir şey mümkün mü? Misal tüm Türkiye'yi topyekün
kalkındırmak için her yöreye ‘eşit ve adil' yatırım götürmek, işe
yarıyor mu?
Bu soruyu sormamın sebebi, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali
Babacan'ın istanbul'da buluştuğu Malatya'lı işadamlarına söyledikleri:
‘Yatırımlar yıllar boyunca Türkiye'de çok dengesiz bir dağılım gösterdi.
Bazı işadamları, girişimciler doğup büyüdükleri şehre yatırım yapmayı
tercih ediyor ancak bazıları kendi illeri dışında yatırıma yöneliyorlar.
Amacımız Türkiye'nin her ilinde, hatta her ilçesinde yatırımın, üretimin
önündeki engelleri kaldırmak, Türkiye'yi topyekün bir şantiye haline
getirmektir.'
ilk bakışta kulağa hoş gelse de zaten 80 yıldır Türkiye'de yöresel
kalkınma adına yaptığımız zaten buydu ve başarılı olamadığımız gibi
kalkınmada öncelikli yöre yaklaşımı yüzünden zaten kıt olan
kaynaklarımızı har vurup harman savurduk.
Denizli ve Gaziantep gibi birkaç örnek dışında, Anadolu'da yatırım
cazibesi ili yaratamadık, her ilin, her şeyi yapabileceği, her türlü
yatırımın her ilde olması gerektiği gibi bir ‘hülyayı' beyhude
kovaladık.
Dünya da aynı süreçten geçti. Pek çok ülke, yörelerini eşit derecede
kalkındırmak için başlangıçta kamu yatırımlarıyla bir ‘ekonomik adalet'
peşinde koştu. Fakat görüldü ki bazı yörelerde verimli olan yatırımlar
bir başka yörede işe yaramadı. Serbest piyasa mantığı içinde hareket
edilip ‘bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler' liberalliği de bir
yanda sanayi kümelenmelerini yaratırken diğer bölgelerin göç verir hale
gelmesine yol açtı.
Peki her iki yaklaşım da ülke optimalini sağlamadığına göre, çözüm
nerede yatıyor? Yatırımda öncelikli teşvikli il sayısını artırmada mı
yoksa her yöreye özgün yatırım yapmak mı?
Kümelenme yaklaşımı, son 20 yıldır dünyada başarıyla uygulanan bir model
olarak bu soruna yeni bir anlayış getiriyor. Örneğin her il, tekstil,
gıda ve devamındaki sektörlerin tıpkısını yapmak zorunda değil. Bir
yöre, kendi doğasına ve yatırımcısının becerilerine göre, en iyi
yapabildiği ve rekabet yaratabildiği işlerde kalsın. Misal Denizli
tekstilde kümelenerek fark yaratabilmişse, komşusu Uşak aynı işi yapmaya
zorlanmasın.
Anadolu müteşebbisinin bir tarzı var; aklından ziyade, ‘gözüyle
düşünmek' gibi... Bir il ya da komşusu herhangi bir alanda başarı
sağlamışsa, aynısını ‘ben de isterem' mantığıyla kopyalamaya son derece
müsait bir davranış tarzı sergiliyor. Oysa bu durum, ‘beceri, civar
şartlar, yerel değerler ve coğrafi konum' itibarıyla akılcı
olamayabiliyor. Kümelenme yaklaşımı bugün Ulusal Rekabet Araştırmaları
Kurumu'nun (URAK) KOSGEB ile işbirliği sonucunda, hangi yörenin hangi
alanda doğal avantajlarını ortaya çıkarma gayreti, bize bu yeni dönemde
yeni fırsatlar sunuyor.
Sultanahmet ‘turizm küme'lenmesi ardından Bartın ‘yat kümesi' ve benzeri
denemelerin bize gösterdiği şu: Her yöre, aynı modelle, benzer işleri
yaparak kalkınmıyor. Herkes, kendi doğal becerileri, kültürel duruşu ve
müteşebbis tarzı ile rekabet avantajı yaratabilir.
Çin, böylesi büyük bir üretim patlamasını, ölçek ekonomide sağladığı
başarıya borçlu. Öyle ki şu anda ülkede ‘ürün kentleri' oluşmuş durumda.
Anadolu girişimcisinin zaten var olan KOBİ dinamizminin, küme
yaklaşımıyla buluşturulması, her ile teşvik vermekten daha fazla fark
yaratacak.
Topyekün kalkınma, ülkenin her yerini şantiyeye çevirme gibi yaklaşımlar
artık eski alışkanlıklarla yürümüyor. Emek yoğun, sermaye yoğun ya da
teknoloji yoğun yatırımları, bunların doğasına uygun yerlerde ve buna
yatkın girişimcilerle yapmak gerekiyor. Teknopark modası çıktı diye her
ilin teknopark peşinde koşması, kaynak, zaman ve insan israfından başka
bir şey değil.
Ülkeyi topyekün şantiyeye çevirebilmek için her ilde yüzlerce ‘benzer'
yatırımı yapmak yerine, her ilde o yöreye uygun daha az sayıda fakat
etkin-yetkin yatırım yapmayı özendirmek daha doğru bir yaklaşım gibi
geliyor bana.
20.02.2005
Kaynak: Star Gazetesi
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=66809 |