Bütün yöreleri eşit kalkındırma sevdamız
bize, kaynak israfından başka bir şey getirmedi. Her
yerde her şeyi yapmanın yanlış bir strateji olduğunu
anlayana dek çok zaman ve para kaybettik.
Şimdi çok iyi biliyoruz ki, belli yörelerde belli sektörlere odaklanmak
ve sanayide kümelenmeyi sağlayarak rekabet avantajı peşinde koşmak daha
akıllıca.
Fakat biz bu noktaya taşınana dek bu yeni yaklaşımı bizden önce hayata
geçirenler, her zamanki gibi bizim önümüzde gidiyor.
Bunlardan biri de Çin. Ucuz işgücü ve ölçek ekonomosinin avantajlarıyla
ülke sanayilerini ülkelerinde vuracak kadar güçlü bir akım olarak
karşımızda.
Bizler, çok ucuz ve giderek kaliteyi de keşfeden ürünleriyle nasıl
başedeceğiz diye düşünürken Çin, bir adım daha öne giderek ürün kentleri
oluşturmaya başladı bile.
Bunlardan en önemlisi ve bizi çok yakından ilgilendiren, tekstil
konusundaki girişimleri... Çin, kotaların kalkacağı 2005'e çorap şehri,
kravat merkezi, iç giyim şehri çözümüyle hazırlanıyor. Her yörenin bir
üründe uzmanlaşacağı ve yaratacağı büyük hacimlerle rekabet avantajı
yaratacağı bu yeni strateji, öteden beri arayışında olduğumuz
kümelenmeden başka bir şey değil.
Peki Çinliler bunu kendiliğinden mi yaptı? Hayır. Devlet, uzun
vadelelerle bıkmadan usanmadan bu kentlerin altyapısını oluşturdu.
Tasarlanan teşvikler ve getirilen düzenlemelerle belli ürünlerde
uzmanlaşmış insanları aynı yerde topladı. Bununla da yetinmeyip, aynı
işi yapan insanları, rekabet yerine işbirliğine yönlendirdi. Piyasadaki
aktörleri, mesela kravat kenti tasarım örneğinde olduğu gibi, dizayneri,
okulu, modacısı, malzemecisi, hatta ambalaj ve etiketcisini var etti. Bu
aktörlerin birbirleriyle buluşmasını, konuşmasını ve ortak hareket
etmesini sağladı.
Şimdi sıra, tüm dünyanın iki yakasını, Çin malı kravatlarla bir araya
getirmeye geldi. Bunu yaptığından dünyanın diğer kravat üreticilerine
karşı dayanılmaz ve karşı durulmaz bir rekabet avantajının üzerine
oturuyor olacak.
Çin mallarına karşı kendimizi "sınırlasak da mı saklasak yasaklasak mı
saklasak" tartışmasını henüz tamamlamamışken Çin'in kümelenme
konusundaki bu gayreti, üretim dengelerinin bileşenlerini yeni baştan
tanımlayacak.
Ülkemizde URAK ve KOSGEB'in iki yıldan beri dile getirdiği "kümelenme"
stratejileri, işte tam olarak bu gelişmeye işaret ediyordu. URAK'ın
Bartın'da başlattığı "yat" kümesi, bunun belki de ilk somut adımı oldu.
Gerçi daha önce Sultanahmet'i turizmde pilot küme olarak tasarlamış ve
burada birkaç vizyoner Sultanahmetli'nin gayretiyle bunu başarmıştık.
Fakat daha sonra bu yaklaşımın diğer bölgelerimiz tarafından
benimsenmesinde başarılı olamadık. Moda akımlara olan zaafımız, çok
çabuk sonuca varma telaşımız ve sürdürülebilir olmayan gayretlerimiz ne
yazık ki bu alanda da geç kalmamıza yol açtı.
Çin örneğindeki başarının dinamiklerine bakınca, neyi eksik bıraktığımız
çok daha netleşiyor. Liderin vizyonu ve onun izleyicilerinin
sürdürülebilir gayreti, bu başarının temelindeki harcı oluşturmuş. Geniş
alanlar tahsis eden yerel yönetim, girişimcilere üretim parkları
sağlayan devlet, vergide muafiyet, ulaşımda öncelik ve sonuç; dünya
çapında ürün kentleri...
Kırsal kesimde bırakın liseyi, okulla dahi tanışmamış yüzbinlerce
gencimiz ve kızımız, böylesi kümelenmenin hem dinamiğini hem de sosyal
çözümünü sağlayabilecek iken biz hala olayı, "sanayi sitesi" mantığından
öteye taşıyamamışız.
Şimdi söylenmeyi bırakıp neler yapabileceğimize odaklanma zamanı.
Elimizde Çin'in bu yeni strajisine dair yeterince bilgi vev bilgili
insan var. Tekstilin geleceğinin pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeği
de... Tekstilcilemizin Çin örneğinden yola çıkarak henüz vakit varken
benzer bir oluşumu bir an önce sağlamaları gerekiyor.
KOSGEB ve URAK bu alandaki adreslerini oluşturuyor. Yarın kendi ilinde
Çin mallarına karşı yenik düşme kaderini yaşamamaları için bizlerin
doğru strateji ve gayretler konusunda bir tercih yapmamız şart.
Aksi halde Çin kravat kentinin ürünlerini
boğazımıza dolamak zorunda kalacağız.