Yenilikleri benimsemede inanılmaz bir başarımız var.
Ancak her yeniliği, moda haline getirmekte ise inanılmaz bir performans
sahibiyiz.
Kalkınma sevdamızda bir zamanlar organize sanayi kavramı vardı. Bir
yenilikti. Moda haline getirdik, her ili hatta ilçeyi bunlarla donattık.
Aslında işe de yaradı ancak bu organize bölgelerden amaçlanan "birlikte
olmanın avantajları" tam olarak gerçekleşmedi.
Bir ara havaalanları modaydı. "Ben de isterem" diyerek, seçimi bol
hükümeti sık değişen ülkede, bunu başardık(!) Yolcu sayısı, ihtiyaç
filan gibi parametrelere bakmadan, bir kentin itibar göstergesi haline
getirdik. Şimdi bu havaalanlarının çoğunda pistler meraya dönüştü,
uçaklar yerine inekler inip kalkıyor.
Derken birileri bize serbest bölge yeniliğini fısıldadı. Anında
benimsedik. Serbest bölge furyasında her bölgeyi, serbestleştirdik.
Fakat bize vaadedilen ekonomik faydasınını ne yazık ki hakkıyla
göremedik.
En son yeniliklerden biri, ileri teknoloji merkezleri oldu. Teknopark
denilen bu yenilik, moda olunca, yasasını da çıkardık. Şimdi herkes ve
her üniversite, teknopark peşinde. Ülkede gerekli beşeri sermaye var mı
yok mu bakmadan, neredeyse her beldeye bir tane kurulacak. İçini
boşalttığımız bir kavran haline geleceği kesin gibi.
Burada bugün ben yeni bir "moda adayı" gelişmeden bahsetmek istiyorum;
KümelenmeÖ Harvard'ın ünlü hocası Micael Porter tarafından geliştirilen
bu kalkınma modeli, bir bölgedeki var olan yerel avantajları açığa
çıkaran, buradaki oyuncuları biraraya getirerek, daha yüksek değer
üretmeyi sağlayan son derece modern bir yaklaşım.
Türkiye'de 2000'li yılların başından beri küme yaklaşımı önceleri CAT ve
şimdiki adıyla URAK tarafından çok doğru adımlarla ilerliyor. KOSGEB, bu
vizyonu ilk benimseyen kurumumuz. Sultanahmet'te turizm kümesiyle
kendini ispat eden bu oluşum şimdi Bartın'da uygulanıyor.
Buraya kadar her şey yolunda görünüyor. Ancak benim bir kaygım var.
Tıpkı bundan önceki yenilikler gibi, moda haline getirilip içinin
boşaltılmasından endişe duyuyorum.
Bu konuda Türkiye'deki bilgi birikimi URAK'ta yani Ulusal Rekabet
Araştırmaları Kurumu'nda var. Başkanlığını Ali Koç'un yaptığı bu kurumun
Genel Koordinatörü ise, ülkemizin tek strateji doktoru, Melih Bulu.
Porter ile çalışmış olmak ve pratikten gelen bilgi birikimleriyle gerek
kamuya ve gerekse akademik dünyaya kümeleme yaklaşımını yaymaya gayret
ediyor.
Ancak gözlemlediğim gelişme, kümelenme benimsendiğinden, pek çok kurum,
yetkin olsun olmasın, "ben de yaptım" diyebilmek için bu konuda uzman
kesimeye başladı. Pek çok sivil toplum örgütü, kümelemeyi konuşuyor. Bu,
iyi bir şey.. Kaygım şu; Eski bilgeler, "bir davaya zarar vermenin en
sinsi yolu, bile bile yanlış gerekçelerle o davayı savunmaktır" der.
Sırf moda oldu diye, "ben de bu yeni moda ile şöhret olurum"
beklentisiyle, Türkiye için bana göre harika bir fırsat oluşturacak bu
yaklaşımın, içinin boşaltılııp işe yaramaz hale geleceğidir.
Yakında fert başına birkaç kümeleme uzmanı düştüğünü görürseniz, sakın
şaşırmayın. En azından ben şaşırmayacağım.
Borçla yaşamanın keyfi mi?
Türkiye, MasterCard kredi kartıyla yapılan harcamalarda Avrupa'nın üç
katı büyümüş. MasterCard Avrasya Genel Müdürü Özlem Erçelen İmece
2003'te Türkiye'de 10.3 milyonu kredi kartı, 20.6 milyonu banka kartı
olmak üzere 30.9 milyon karta ulaştıklarını söylüyor. Bu da ülkemizin
Almanya ve İngiltere ardından Avrupa'nın üçüncü en büyük kart pazarı
olduğuna işaret ediyor. Geçen yıl sadece MasterCart ile 12.8 milyar
dolarlık işlem yapmışız. Kredi kartı ciromuz ise Fransa, İngiltere,
İspanya ve Almanya'nın ardından 5. sırada.
Bunlar, kayıtdışından özürlü bir ekonomi için olumlu haberler. Ancak bir
başka boyutu da var bu kartların.
Kart, olmayan parayı harcama konusunda inanılmaz bir imkan yaratıyor.
2000 yılında benzer bir kart patlaması yaşanmış bir kartın borcu
geldiğinde, diğer bir karttan para çekip bunu kapama kısır döngüsüne
girmiştik.
Kart kullanırken para ödemiyorsunuz. Ancak hesap kesiminde birileri bunu
ödemek zorunda. Olmayan para ile alışverişin getirdiği imkanlar inkar
edilemez. Fakat "kazandığından fazlasını harcama eğilimindeki"
insanlarımızın, bu kötü alışkanlıklarının nüksetmesi de yeni bir krizin
yapı taşlarından birini oluşturabilir.
Borçlanarak yaşamak keyifli olabilir. Taa ki bu borcu gelip sizden
isteyene kadar. 2000 yılındaki hovardalığımızın faturasını hala ödüyoruz
zira.
İşçinin alım gücü, karın ücretlere yansımasına bağlı
Bu tesbit, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Tanıl Küçük'e ait. Söylediği,
karlılık ücret artışına yansıtılırsa, ekonomideki olumlu gelişme daha da
hızlanabilecek.
Uzunca bir süredir gerek içerden ve gerekse dışarıdan Türk ekonomisine
bir gaz verme süreci yaşanıyor. Ekonomi tıkırında sözleri adeta herkesin
dilindeki türkü haline geldi. Ancak bu türkünün aranağmesi her ne kadar
"gaz verme" taşıyorsa da hayatla örtüşmeyen yanları var. Pek çok yazımda
bunu anlatıyorum. Madem ekonomi tıkırında, neden çalışanlar bundan
haberdar değil? İşler açılıyorsa, işsizlik neden azalmıyor?
Buradaki sıkıntıyı, bizzat sanayicilerin dile getirmiş olması ise son
derece olumlu bir gelişme. Nitekim İSO'nun anketi, bize bazı noktalarda
ilham veriyor, bu hükümet gaz yarışındaki sahte bilgileri düzeltiyor.
500 küçük, orta ve büyük boy işletmeden alınan verilere göre, 2004
yılının ilk yarısında ekonomik göstergelerde olumsuz gelişme
beklenmiyor. Olumsuz gelişme bekleyenlerin oranı yüzde 10'la son üç
yılın en düşük seviyesinde kaldı. İşletmelerin büyük bölümü, ekonomideki
kırılganlığın 2004'te de küçülmeye devam edeceğini düşünüyor. Ankete
katılan sanayicilerin sadece yüzde 9.9'u, 2004'ün ilk yarısında iç
satışlarda, yüzde 10.5'i ihracatta, yüzde 9.2'si üretimde daralma
olacağını öngördü. Sanayicilerin yüzde 11.3'ü yeni siparişlerde, yüzde
10.5'i de istihdamda azalma olacağı beklentisinde.
Tanıl Küçük'ün ankete getirdiği yorum, kamuda ve özeldeki patronların
dikkate alması gereken hayati mesajlarlar dolu;
"İç talepte bir canlanma, ücretlerdeki artışa bağlı. Ancak bunun
enflasyonist bir ortam yaratmaması için dengeli bir şekilde ayarlanması
şart. Aslında sanayicinin beklentileri her zaman olumlu. Ancak bugüne
kadar gerçekleşen rakamlar hep beklentilerin altında kaldı. 2004 yılının
beklentilerimizde gerçekleşmelerin eşit olmasını diliyoruz. İstihdamda
hala sorun var. Bu da verimlilik artışından kaynaklanıyor."
Verimlilik. Emeğin verimi kadar işletmeyi yöneten aklın da verimliliği
şart.
Zira akıl açığı, finansman açığından daha zararlıdır.
URL:
http://www.tercumangazete.com/authorDetail.aspx?authId=1049687210214&newsDate=20022004&authName=%c5%9eeref+O%c4%9fuz&img=%2fauthors%2f1049687210214%2fimg.jpg
|