KOMÜNİST ÜLKENİN İNANILMAZ KAPİTALİZMİ

 

ULUSAL REKABET ARAŞTIRMALARI KURUMU GENEL KOORDİNATÖRÜ HAKAN ATAKAN ÇİFTÇİ’YE GÖRE, ÇİN’İN DTÖ ÜYELİĞİ EN FAZLA GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYECEK.

Emeğin küreselleşmesini etkileyen en büyük faktör sermayenin emek üzerindeki etkisinin artması ve emeğin her geçen gün değersizleşmesi. Bu durumun en iyi örneği ise, dünya nüfusunun 1/4’ünü istihdam eden ve sağladığı ucuz işgücü fırsatlarıyla sermayenin hareketini yönlendiren Çin. Küresel sermayenin anayasası olarak adlandırılan Çok Taraflı Yatırım Anlaşması (MAI) ile doğrudan yabancı yatırımların hedefi konumuna gelen Çin’de sermayenin emek üzerindeki etkisi açık. Çin, komünist bir ülkenin inanılmaz kapitalizmini tüm dünyayı hayrete düşürürcesine sergiliyor...

Çin Halk Cumhuriyeti ekonomisi 1970’li yılların sonlarından itibaren dışa açıldı. Önce Tayland’ın Uluslararası Para Fonu (İMF) ve Dünya Bankası’na üyeliğiyle başlayan açılım, Çin’in daha önce ayrıldığı GATT’a 1986’da tekrar başvurmasıyla devam etti. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinin arkasında yatan temel neden, dünyadaki ekonomik ve siyasi rolünü artırabilmesi için yapması gereken reformlara ihtiyaç duyduğu dış dünya desteğiydi. Böylece ekonomik ve siyasi yalnızlıktan kurtuldu ve istikrarlı büyüme oranlarını sağlamayı başardı.

Reformlar öncesi, Çin’in ticaret politikası 10-16 monopol şirketin ihracat ve ithalata hakim olduğu yarı kapalı pazar anlayışı üzerine kuruluydu. Ticaret hacmi ve ürün çeşitliliği devletin kontrolü altındaydı. Tekellerin belirlediği fiyatlar dünya fiyatlarının çok daha altında olduğu için ihracat, ithalata göre daha cezbedici bir yerde duruyordu. Çin’de 1978’den 1995’e kadar fiyatı devlet tarafından sabitlenmiş ürünlerin pazar payları önemli ölçüde azaldı, yerlerini fiyatları pazardaki denge ile belirlenen serbest piyasa ürünleri aldı.

Reformlar serbest girişimci ve yatırımcıların teşvik edilmesiyle devletin kontrolünün azaltıldığı sektör çeşidinin artırılmasıyla desteklenenerek, daha serbest bir pazar ekonomisi uygulaması benimsendi. Pazarın liberalleştirilmesi ile ticaret devletin kontrolünden bazı sektörlerde uzaklaştı, bazılarında ise devletin etkisi neredeyse sıfırlandı. Yine de her sermaye sahibi istediği her ürünün ticaretini yapamıyor. Devlet gelişmesini istediği sektörleri teşvik ederken, stratejik ülkelerde yatırım yapan şirketlere ağır vergiler uyguluyor.

Çin’in DTÖ üyeliği

DTÖ katılım anlaşmasında taahhüt ettiği maddelerle devlet merkezli, planlamacı ekonomiden uzaklaşan Çin, serbest piyasa ekonomisini belirli bir geçiş süreci sonunda benimseyeceğini ilan etti, ticaret kotalarını ve tarife dışı engelleri kaldırarak veya vergi oranlarını düşürerek yerli sektörlerini ve pazarını da yatırımcıya açmaya başladı. Böylece yerli sanayisinin yabancı pazarlara açılmasını da sağladı.

Bu üyeliğin getirdiği ticaret avantajları ile Çin’in milli gelirinde yıllık 4-30 milyar dolar, dünya toplam gelirinde ise 20-56 milyar dolarlık bir artış bekleniyor. Dünya ortalama büyüme oranlarının 2000’de yüzde 3.8 ve 2001’de yüzde 1.3 olduğu göz önüne alınırsa, Çin’in DTÖ üyeliğinin istikrarlı büyümenin sağlanmasında ne kadar önemli olduğu biraz daha iyi anlaşılır. 2000 yılında ortalama büyüme oranları yüzde 5.4 olan gelişmekte olan ülkelerin, Arjantin, Türkiye ve Brezilya gibi İMF programları ile ayakta kalan ülkelerdeki krizler nedeniyle, 2001 yılı ortalama büyüme oranları yüzde 2.12’ye düştü. Çin’in üyeliğinin gerekli önlemler alınmaması durumunda gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme oranlarını daha da düşürürken, gelişmiş ülkelerdeki oranları artırması bekleniyor.

Üyeliğin bölge ülkelerine etkileri

Bu üyelik uzun vadede ticarette, dolayısıyla milli gelirlerde önemli artışlar sağlayacak, Çin’in girdiği reform süreci sayesinde bölge ülkelerini de reform yapmaya ve yeniden yapılanmaya teşvik edecek nitelikte ise de kısa vadede bölge ülkelerinin özellikle tarım, otomotiv, madencilik gibi emek yoğun sektörlerinde ve istihdam oranlarında negatif etkiler yaratacaktır. Uzun vadede ise komşu ülkelerin Çin’le yapacakları ticaret hem ekonomik hem de politik ilişkilerin gelişimini hızlandıracaktır.

Çin daha şimdiden dünyanın en büyük dördüncü endüstri üreticisi konumunda ve bu sıralamada önündeki üç ekonomik güç olan Amerika, Japonya ve Almanya’ya karşı giderek daha ciddi bir rakip haline geliyor. Gelecekte Çin doğrudan yabancı yatırımları tıpkı bir vakum gibi çekebilir. 2001 yılında 40 milyar dolar olan yabancı yatırım miktarı 2005 yılında -telekomünikasyon ve finans sektörünü de açarsa- 100 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Bu ülkeler benzer ihracat endüstrilerine ve aynı büyüme politikalarına sahip. Dahası yaptıkları ihracat diğer gelişmiş ülkeler gibi yüksek sermaye ve teknolojiye dayalı olarak da gelişmiyor. Dolayısıyla ucuz Çin mallarıyla bir yandan kendi piyasalarında, bir yandan ihracat yaptıkları pazarlarda da mücadele etmek zorunda kalacaklar. Doğrudan yabancı yatırımların ve imalat sektörünün Çin’e kayması da ayrı bir sorun.

2004 yılı sonu itibariyle Çok Elyaflılar Anlaşması (MFA) yerini DTÖ Tekstil ve Hazır Antlaşması (ATC)’na bırakınca, Çin’in tekstil ve hazır giyim ihracatı ve üretimindeki payı dünya toplam üretiminin yüzde 47’lerini yakalayacak. Bu durumun Bangladeş, Kamboçya gibi kota uygulaması kullanan ülkeleri zor durumda bırakacağı kesin. Hatta bu tür ülkelerdeki bazı tekstil üretim merkezleri Çin firmaları tarafından çoktan satın alınmış durumda. Öte yandan rekabet edilmesi güç Çin malları girdikleri pazarlardaki fiyat seviyelerini aşağılara çekerek deflasyona neden oluyor. Tekstil ve hazır giyim endüstrisinde 2005 yılından sonra global kaynak sağlamada yüzde 8 ile yüzde 15 oranında bir fiyat düşüşünün olması bekleniyor.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere etkiler

Çin’in DTÖ’ye girişinin en negatif etkilerini belki de gelişmekte olan ülkeler görecektir. Bu ülkeler ucuz iş gücü, kalifiye teknik gücü ve sürekli gelişmekte olan altyapısının getirdiği avantajlar yüzünden pazarlarını rekabet gücü yüksek Çin mallarına açtıkları gibi, yaptıkları ihracatın en önemli alıcısı olan gelişmiş ülkelerin pazarlarındaki ihracat yapabilme yeteneklerini Çin’in bu pazarlara açılmasıyla kaybetme ya da en azından bir kısmını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya. Ayrıca Çin’deki bazı sektörlerin devlet destekli olması, sendikal hakların yokluğu, düşük ücretler ve Çin’de bir şirketin başka bir şirketin malını bedel ödemeden alabiliyor olması haksız rekabet unsuru olarak değerlendirilmektedir.

Gelişmekte olan ülkeler için bir başka sorun ise DTÖ’ye girerken imzaladığı katılım anlaşması sayesinde elde ettiği bazı sektör koruyucu imtiyazlar. Örneğin Çin DTÖ ile imzaladığı Tekstil ve Hazır Giyim Anlaşmasına göre “Geçiş Güvenliği” önlemlerini uygulama hakkını saklı tutuyor. Bu durumda Çin belirli bir dönem için kendi yerli sanayisini koruyabilme şansına sahip ve bu da gelişmekte olan ülkelerin Çin pazarına girişlerini daha da zor hale getiriyor.

Bu sorunların karşılığında gelişmekte olan ülkelerin ellerine geçen en büyük koz ise büyük Çin pazarına ihracatçı olarak girebilme şansları. Ama orada da aynı pazara girmeye çalışan gelişmiş şirketlerin rekabet gücü yüksek ve profesyonel organizasyonu olan şirketleriyle mücadele etmek zorunda kalacaklar. Genellikle yalnızca ucuz iş gücü avantajına sahip yüksek nüfuslu, sanayilerini daha çok tekstil sektörü üzerine kurmuş olan Türkiye, Meksika gibi orta gelir düzeyindeki gelişmekte olan ülkeler Çin’in kendilerine oranla daha gelişmiş teknolojisi karşısında rekabet etmekte çok zorlanacak.

Gelişmiş ülkeler ise ikili müzakereler sonucunda büyük Çin pazarına girebilme şansı yakaladıkları için fırsatlar kazandı ve kazanmayı sürdürecek. Özellikle tarım, bilişim, otomotiv ve teknoloji sektörlerinde yaşanacak talep artışı, ileri teknolojiye sahip ve tarım sektöründe verimliliğe sahip gelişmiş ülkelere dünyanın en büyük pazarını açtı. Özellikle Kuzey Amerika ve Avustralya ile Hollanda ve İsrail gibi tarım sektöründe ileri düzeydeki ülkeler Çin pazarında etkin olacaktır.

Rekabet gücü ve Türkiye

Aslında rekabetin kuralları dünyada ticaret ve sanayi var olduğundan beri değişmiyor; değişen tek şey şirketlerin kullandığı stratejiler, teknolojiler ve diğer rekabet araçları. Bu değişim o kadar hızlı gerçekleşiyor ki, en çabuk adapte olan rekabette de öne çıkıyor.

Gelecekte, dünya üzerinde, devamlı değişen müşteri ihtiyaçlarını göz önünde tutan, çok hızlı şekilde gerekli hususları derleme ve toplamaya yetenekli, yenilikleri bünyesinde en hızlı şekilde uygulayan, değişikliği kabul eden dinamik yapılı organizasyonlar başarı gösterecektir ve bu organizasyonlara yer veren ülkeler kalkınmış sayılacaktır. Bu durum göz önüne alınarak; dünya pazarında payını artırmak, sıçrama niteliğinde büyük ve sağlam ilerlemeler gerçekleştirmek için, Türkiye bugün dünya üzerinde nerede olduğunu saptayarak, kendi modellerini geliştirmelidir.

Türkiye’nin de dahil olduğu birçok ülke Çin ile rekabet edebilme şansına sahip değil. Bu sebeple ulusal bir vizyon etrafında tüm sektörlerin yeniden yapılanması ve yeni modeller geliştirilmesi gerekirken, Çin’le rekabetten de vazgeçmelidir. Dünyanın tüm gelişmiş endüstrileri kümelenmiş ve birbirleriyle etkileşim halinde bilgi paylaşımını ortak Ar-Ge imkanlarını geliştirerek, nitelikli işgücünü yaratarak yenilikçiliği sağlamış ve dünyada söz sahibi olmuştur.

Türkiye’de uluslararası rekabetten kendini koruyabilmek için endüstrilerini kümelenme modeli ile yeniden yapılandırmalı ve üretim yaptığı sektörlerde dünya liderliğini yakalamalıdır.

URL:http://www.turkishtime.org/25/52_2_tr.asp 

 
 

 

ANASAYFA  |  HAKKIMIZDA   |  PROJELER   |  İŞBİRLİKLERİ   |  BASINDA URAK  LİNKLER   |  

 İŞ OLANAKLARI   |   ULAŞIM HARİTASI |   İLETİŞİM 

COPYRIGHT (C) 2004 ULUSLARARASI REKABET ARAŞTIRMALARI KURUMU